AĞIZ VE DİŞ SAĞLIĞI KLİNİĞİ

Dişlerde Madde Kayıplarının Ayırıcı Tanıları

Doç.Dr.Tosun Tosun

Güncel diş hekimliği sağaltımları dişlerin ağızda hizmet sürelerini uzatmıştır. Artık eskiden olduğu gibi genç yaşlarda yetersiz sağaltım seçenekleri ile diş çekimine sürüklenen ve ömrünün erken devrelerinde diş eksikliği ile mücadele etmek zorunda kalan birey sayısı giderek azalmaktadır. Çünkü biraz önce belirttiğimiz gibi güncel diş hekimliği sağalım yöntemleri dişlerdeki sorunları başarılı bir biçimde gidermekte ve giderek artan sayıda kişi yaşam boyu dişlerini kullanabilmektedirler.

Dolayısı ile dişlerin ağızda hizmet sürelerinin uzamasına bağlı olarak, dişlerde gözlemlenen sorunların tür ve tanı oranlarında değişiklikler ortaya çıkmaktadır.

Dişlerde görülen birbirine sürtünme kaynaklı aşınma (atrizyon), özellikle bruksizmi olan kişilerde görülen, dişlerin boyun bölgesinde kuvvet-gerilme dağılımındaki artışa bağlı kama şeklinde defektler (abfraksiyon) ve hatalı diş fırçalama veya mesleki sebeplerle ortaya çıkan aşınmaların (abrazyon) ve asitli ürünlerin ağız ortamına ulaşması ile minede görülen demineralizasyonun aşınma ile sonuçlanması (asit erozyonu) yakın döneme kadar dişlerde saptanan “aşınmalar” olarak hep birlikte ele alınmışlardır (tablo 1)(bkz resimler).

Tablo 1Atrizyon: karşı çenelerdeki dişlerin birbirlerine temasları ile ortaya çıkan aşınma. Ayırıcı tanı: aşınan yüzeyler düz hatları takip eder ve özelikle lateral okluzyonda tam yüzey teması vermeleri ile ayırt edilirler. Bruxizmde daha belirgindir. Bruxomanlarda tipolojiye nevrotik kişilik, atrofik masseter ile karakterize tablo eşlik eder.

Demastikasyon: besinlerin abraziv etkileri ile dişlerde meydana gelen aşınmalar. Özellikle vejeteryenlerde pişmemiş lifli-sert bitkilerin tüketilmesi ile ortaya çıkar. Ayırıcı tanı: anterior dişlerde kesici kenarları etkiler, dentin hassasiyeti yoktur.

Abfraksiyon: okluzal kuvvetler etkisi ile dişin esnemesine bağlı olarak mine-sement birleşiminde oluşan stres birikiminin mine kristallerini kırarak erozyona uğratması sonucu oluşan kama tipinde defektler. Ayırıcı tanı: defektler kole bölgesinde lokalizedir, defekt kama-üçgen şeklinde, keskin kenarlıdır, dentin hassasiyeti görülür.

Abrazyon: dış etkenler sonucu diş yüzeylerinde oluşan madde kayıpları. Başlıca sebepler: hatalı diş fırçalama, abrazif diş acunu kullanımı, hatalı yapılmış restorasyonlar veya protezlerin antagonistte yaptığı aşınma.

Erozyon: iç ve dış kaynaklı asitlerin progresiv olarak mine ve sonrasında dentin dokusunda yaptığı aşınma. Kimyasal bir süreç olup bakteri kökenli asitlerin etkisi etyolojide yer almaz. Ayırıcı tanı: madde kaybı yüzeyden içe doğru olduğu için aşınan yüzeyler pürüzsüz, iç bükey, kaygan ve parlak görünümlüdür; mine katmanı inceldiği için dentin rengi turuncu-sarı tonlarda dışarıya yansır; dentin hassasiyeti vardır.

Diş hekimliğinde 20.yy boyunca üç temel problem olan “diş çürüğü”, “dişeti hastalıkları” ve “kaybedilen dişlerin protetik telafisi” konularında birçok yeni tedavi yöntemleri geliştirilerek sorunların önlenmesi veya çözümü aşamalarında oldukça başarılı bir konuma gelinmiştir. 90’lı yıllara gelindiğinde araştırıcılar daha önce eğilmedikleri bir konu olan “asit erozyonu” ile ilgilenmeye başlamışlar ve tek başına ele alındığında toplumda %90 oranı gibi oldukça yüksek görülme sıklığı bulunduğunu saptamışlardır.

“Erozyon” kavramı 20.yy başında modern diş hekimliğinin ortaya çıkması ile birlikte ele alınmaya başlanmıştır (Black 1908). Çağdaş diş hekimliğinin öncülerinden olan Black, 1908 tarihli kitabında yaptığı saptamada erozyonun çürüklerle kıyaslandığında çok nadir görüldüğünü belirterek, bin kişide bir sıklığında görülebileceğini ileri sürmüştür. Erozyona önem vermeyen bu yaklaşım uzun yıllar devam etmiştir. Dikkat çekici olan Black’ın, erozyonun olası nedenlerini bu günküne çok benzer şekilde sıralamasıdır. Özetle, erozyon çok erken dönemden beri bilinmesin karşın, prevalansı düşük olarak değerlendirilmiş ve tanı/sağaltım açısından detay bir konu olarak ele alınmıştır.

Asit erozyonunun geç olarak ele alınmasıyla ilgili bir örnek vermek gerekirse, 1985 yılında Amerikan Diş Sağlığı Vakfı (American Dental Health Foundation) tarafından San Antonio’da düzenlenen uluslararası konferansta “asit erozyonu” konular arasında yer almazken, 1999’da Londra’da toplanan ve San Antonio sonuçlarının güncellenmesini amaçlayan konferansta “asit erozyonu” dört ana başlıktan birisini oluşturmuştur (Hefferen 1986; Curzon&Hefferen 2001).

Dünya Sağlık Örgütü (World Health Organization) 2003 yılı Dünya Ağız Sağlığı Raporuna göre “diş çürükleri” hala en büyük sorundur. Bunun arkasındaki temel neden dünya nüfusunun büyük bölümünün yoksul ülkelerde yaşıyor olması ve ağız bakımına gerekli önemin ekonomik ve sosyal sebeplere bağlı olarak yetersiz olmasıdır. Çürük probleminin yanı sıra aynı örgütün 2005 ek raporunda da yer aldığı gibi “asit erozyonu” da giderek artan oranda karşılaşılan bir problem haline gelmiştir ve araştırmaların yönü bu asit erozyonu problemi üzerine yoğunlaşmaktadır (The World Oral Health Report 2003, Petersen ve ark. 2005).

Diş çürüğü problemi, sosyo-ekonomik sebeplere bağlı yaygınlığı dışında, korunma yolları ve tedavi yöntemleri açısından çözümlenmiş olmasına karşın, asit erozyonu yeterince ele alınmamış bir olgudur. Asit erozyonu, 20yy başlarından beri bilinmesine rağmen, diş çürükleri, dişeti hastalıkları ve protez yapımı gibi diş hekimliğinin diğer problemleri daha ön planda olduğundan, yeterince dikkat çekmeyerek tek başına ele alınmamıştır. Fakat 90’lı yılların başından itibaren asit erozyonu vakalarının görülme sıklığındaki artışa bağlı olarak bu komplikasyon araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Halen konservatif diş hekimliğinin en güncel konusunu asit erozyonu oluşturmaktadır.

Erozyon değerlendirme indekslerinin başlıcaları Eccles (1979), Smith ve Knigth (1984), O’Sullivan (2000) tarafından önerilenlerdir. Asit erozyonunun tek başına ele alınışında geç kalınma sebeplerinden birisi de erozyonu diğer aşınma türlerinden ayıran detayların tam ortaya konmamış olması ile ayırıcı tanıyı oluşturacak klinik indekslerin birbirinden farklı kriterlere göre düzenlenmiş olmasının araştırmalar ve araştırıcılar arasında yarattığı lisan karmaşasıdır (Eccles&Jenkins 1974; Eccles 1979). Nitekim 1995’te Uluslararası Yaşam Bilimleri Enstitüsü (International Life Sciences Institute) tarafından Diş Erozyonu Avrupa Çalıştayı (Europe Workshop on Dental Erosion)düzenlenmiş ve burada araştırıcıların ortak bir dil konuşmaları amacıyla geniş çaplı epidemiyolojik çalışmalarda kullanılmak üzere diş erozyonu saptanması ve değerlendirmesine yönelik bir “indeks” geliştirilmesi önerilmiştir. Bu amaca yönelik indeks 2007’de Basel’de toplanan konferansta Temel Eroziv Aşınma Değerlendirmesi-BEWE-Basic Erosive Wear Examination adı ile tanıtılmıştır (Young ve ark 2008; Barlett ve ark 2008)(tablo 2).

Tablo 2: BEWE skorları (her diş için bukkal, palatal/lingual ve okluzal yüzlerde ölçüm yapılır):0: yüzey aşınması yok

1: yüzey dokusunda kayıp başlangıcı

2: ayırt edilebilen defekt, yüzey alanının %50sinden az sert doku kaybı

3: yüzey alanının %50sinden fazla sert doku kaybı

Ağız altı bölgeye (sextant) ayrılarak her bölgede elde edilen en yüksek değer yazılarak toplam skor saptanır:

En yüksek skor En yüksek skor En yüksek skor
1. Sextant (17–14) 2. Sextant (13–23) 3. Sextant (24–27)
En yüksek skor En yüksek skor En yüksek skor Toplam skor
4. Sextant (37–34) 5. Sextant (33–43) 6. Sextant (44–47)

Klinik yaklaşımı belirleyen risk seviyeleri

Risk seviyesi Tüm sextantların kümülatif skoru Klinik Yaklaşım
yok 2’den az / eşit Rutin bakım ve gözlem
3 yıllık aralıklarla tekrar
düşük 3 ile 8 arası Oral hijyen ve beslenme değerlendirmesi, bakım ve gözlem tavsiye edilir
2 yıllık aralıklarla tekrar
orta 9 ile 13 arası Oral hijyen ve beslenme değerlendirmesi ve tavsiyesi, ana etyolojik faktörü saptayıp eliminasyonu için strateji geliştir
Diş yüzeyini güçlendirmek için floridizasyon ölçümleri ve diğer stratejileri değerlendir/gözden geçir
Tercihan restorasyon yapmadan eroziv aşınmayı çalışma modelleri,fotograf veya silikon ölçüler ile takip et
6-12 aylık aralıklarla tekrar et
yüksek 14 ve üzeri Oral hijyen ve beslenme değerlendirmesi ve tavsiyesi, ana etyolojik faktörü saptayıp eliminasyonu için strateji geliştir
Diş yüzeyini güçlendirmek için floridizasyon ölçümleri ve diğer stratejileri değerlendir/gözden geçir
Tercihan restorasyon yapmadan eroziv aşınmayı çalışma modelleri, fotograf veya silikon ölçüler ile takip et
Özelikle ciddi artış olan vakalarda restorasyon yapımını içeren özel sağaltımları gündeme getir
6-12 aylık aralıklarla tekrar et

Kaynak: Barlett ve ark 2008

Konuya son yıllarda verilen önemi ortaya koyması açısından Dünya Sağlık Örgütünün (WHO) 2006 yılında, Dünya Diş Hekimliği Federasyonu (FDI) ve Uluslararası Diş Hekimliği Araştırmaları Derneği (IADR) ile bir araya gelerek “Global Consultation” adında, florid kullanımını yaygınlaştırarak ağız sağlığına katkıda bulunmayı amaçlayan bir organizasyon oluşturmalarını örnek olarak gösterebiliriz. Global Consultation, toplantılarda aldığı kararları raporlar haline getirerek tüm resmi ve sivil toplum örgütlerini florid kullanımı üzerine bilgilendirerek eyleme dönüşecek kararlar alınmasını sağlamayı amaçlamaktadır (WHO 2006).

Gerek diş tedavi yöntemlerinin gelişmesi ve yaygınlaşması, gerekse kişisel ağız bakım ürünlerinin yaygınlaşması ve toplumun ağız sağlığına verdiği önem ile bilincin artması dişlerin ağızda hizmet süresini uzatmıştır. Bunun bir yan getirisi dişlerin daha uzun yıllar ağızda kalışı ile daha çok aside maruz kalmaları ve dolayısı ile “asit erozyonu” miktarındaki artıştır.

Dişlerin ağız içersinde görünen kısmı mine tabakası ile kaplıdır. Diş minesi %96sı kalsiyum ve fosfat kristallerinden oluşan çok sert bir mineral dokudur ve asitlere maruz kaldığında yüzey kısmından başlayıp derinlere doğru ilerleyen mineral kayıpları oluşur. Kısaca asitler mine üzerinde tahrip yapıcı etkiye sahiptirler. Ağız ortamına asit üç ana kaynaktan gelir: 1-ağızda yaşayan bakterilerin şekeri sentezleyip asit oluşturması, 2-Gastroözofageal Reflü, Anoreksiya Nevroza veya Bulimiya Nevroza hastalıklarında mide asitlerinin ağız ortamına gelmesi 3-besinler ve içecekler, alkolizm ve madde bağımlılığı, C vitamini pastilleri veya mesleki sebeplerle sıvı ya da buhar şeklinde ağıza giren dış kaynaklı asitler (Ali ve ark 2002, Issing ve ark 2003). Ağızda yaşayan bakterilerin diş üzerinde birikerek oluşturdukları bakteri plağının sentezlediği asitler uzun süreler mine ile irtibat halinde kalırlarsa diş çürüğünü oluştururlar. Çürük öncelikle mine tabakasındaki mineral kaybı ile başlar (demineralizasyon) ve beyaz noktalar oluşur. Yumuşayan mine içersine giren bakteriler burada da asit üretimine devam ederek daha alt katman olan “dentin”e ulaştıklarında daha çok organik malzeme ile karşılaşır ve bunlardan beslenerek hızla çoğalırlar. Böylelikle çürük alanı hacmen gelişmeye ve derinleşmeye devam eder. Asit erozyonun da ise bakteri kaynaklı asitler etken değildir. Beyaz nokta oluşumu gözlenmez. Asitlerin etkilediği mine demineralize olup erozyonla yok olur. Geriye ondule, hafif iç bükey, kaygan, parlak mine kalır. Mine inceldiği için altındaki koyu renkli dentinin rengi dışarı yansır. Bazı durularda mine tamamen erozyon etkisi ile yok olur ve alttaki dentin daha yumuşak bir katman olduğundan hızı artarak erozyona uğrar. Mine incelmesi ve daha sonra dentinin açığa çıktığı klinik tablolarda hastada dişlerde kamaşma ve hassasiyet şikayetleri (dentin hassasiyeti) başlamıştır.

Asit erozyonu ağza giren bakteri kaynaklı olmayan asitler etkisi ile mine ve/veya dentin tabakalarında görülen madde kaybıdır. Belirtileri dişlerde sıcak-soğuk hassasiyeti, asitli ve tatlı gıdalarda kamaşma, diş fırçalarken veya sert cisimler ile temasta hassasiyet, dişlerin daha ziyade ön yüzlerinde çukurlaşma ve rengin sarı-turuncuya dönmesi şeklindedir (tablo 3).

Tablo 3: Aşınmalarda Klinik BulgularErozyon: Kenarlarda mine içersinde düzgün yüzeyli çukurlaşmalar

Okluzal yüzeylerde dentin görülmesi

Kesici kenar saydamlığında artış

Okluzyon dışı yüzeylerde aşınma

Görece yükselen amalgam restorasyonlar

Parlak amalgam görüntüsü

Genç bireylerde minenin yüzey özelliklerini kaybetmesi

Kolede sulcus içinde mine tabakası genellikle mevcuttur

Hipersensitivite

Süt dişlerinde pulpa ekspozürü

Atrizyon: Antagonist okluzal yüzeylerde aşınma

Amalgamların kontak noktalarının parlaklığı

İnsizal kenar aşınmasından sonra mine ve dentinde eşit miktarda aşınmalar

Tüberkül tepelerinde aşınma, restorasyonlarda/protezlerde kırılmalar

Abrazyon: Genellikle dişlerin kole bölgesinde lokalizedir

Lezyonlar derin olmaktan ziyade geniştirler

En çok kanin ve premolarlarda görülür

Abfraksiyon: Bukkal servikal bölgelerde meydana gelir

Derin, dar, V şeklinde kama defektleri

Lateral okluzyonda erken temas gösteren dişleri (özellikle kaninler) etkiler

Erozyon tipleri, idyopatik, ekstrinsik (dış kaynaklı) ve intrinsik (iç kaynaklı) olarak sınıflandırılabilir. İdyopatik erozyon, kaynağı tam olarak bilinemeyen asitlerle temastan kaynaklanıp, etyolojisi belirsiz erozyonlar için getirilen tanımdır. İdyopatik erozyonda farklı etyolojiler bir arada bulunabilir. Ekstrinsik erozyon, dış kaynaklı asitler ile temastan meydana gelir. Dış kaynaklı asitlerin ana kaynağı asitli besinlerdir. Başlıcaları meyve asitleri, meyve sularındaki fosforik asit, gazlı içeceklerde sitrik asit ve/veya fosforik asittir. Fermente alkollü içeceklerde malik asit, tartarik asit, laktik asit, süksinik asit ve sitrik asit; bazı distile alkollü içeceklerde asetik asit, glisirhizik asithidrosiyanik asit vardır. Ayrıca endüstriyel asit buharları, yüzme havuzlarının suları, çiğnenebilen C vitamini pastillerinde askorbik asit bulunur (tablo 4). İntrinsik erozyon, gastrointestinal sistemdeki asitler ile oluşur. Mide asitlerinin reflü, anoreksiya ve bulimiya hastalıklarında ağız ortamına ulaşması intrinsik erozyona sebep olur.

Tablo 4. Bazı besinlerin asidite (pH) değerleriLimon/Limon suyu 1.8-2.4

Şaraplar 2.3-3.8

Kahve 2.4-3.3

Sirke 2.4-3.4

Kolalı içecekler 2.7

Portakal/Suyu 2.8-4.0

Elma 2.9-3.5

Greyfrut 2.9-3.4

Çilek 3.0-4.2

Şeftali 3.1-4.2

Kiraz 3.2-4.7

Ananas/Suyu 3.3-4.1

Üzüm 3.3-4.5

Armut 3.4-4.7

Gazoz 3.5

Kayısı 3.5-4.0

Hardal 3.6

Ketchup 3.7

Domates 3.7-4.7

Mayonez 3.8-4.0

Yoğurt 3.8-4.2

Biralar 4.0-5.0

Çay 4.2

Kaynak: Clark DC, Woo G, Silver JG, et al. The influence of frequent ingestion of acids in the diet on treatment for dentin sensitivity. J Can Dent Assoc 1990;56:1101-1103.

İngiltere, İrlanda, İsviçre ve Almanya’da yapılan epidemiyolojik çalışmalarda %60 ile %90 arası gibi bir sıklıkta ve her yaş gurubunda karşılaşılan asit erozyonu saptanmıştır (O’Brien 1993, Lussi ve ark.1991,Wiegand ve ark.2006). Bizim klinik gözlemlerimiz de bu bulguları desteklemektedir. Kliniğimize başvuran hastaların %80’i asit erozyonuna bağlı diş hassasiyeti, madde kaybı ile karakterize renkleşmeler gibi sorunları taşımaktadırlar. Dolayısı ile ülkemizde de görülme sıklığı yüksek bir komplikasyondur.

Tıp literatürünün internet üzerindeki veri tabanı olan PubMed üzerinde inceleme yapılacak olursa asit erozyonu ile ilgili 1970’lerden itibaren yayınların bulunduğu, ancak bunların az sayıda olduğu, 1990’lar itibarı ile yıllık neşriyatta bir artış olduğu, özellikle 2006 ve sonrası dönemde ise önceki dönemlerin toplamından fazla sayıda araştırma bulunduğu görülecektir. Bu da konuya verilen önemin gittikçe arttığını göstermektedir. Dolayısı ile asit erozyonu ile ilgili giderek artan ve bazıları epidemiyolojik düzeyde saha çalışmaları olmak üzere literatür bulunmaktadır.

Yapılan çalışmalar çocukluk çağından itibaren herkesin asit erozyonu açısından riskli olduğunu ortaya koymaktadır. Bunda en büyük etken günümüzdeki beslenme alışkanlıklarıdır. Beslenme, hijyen yani diş fırçalama alışkanlıkları ve mesleki ortam itibarı ile bazı kişiler daha fazla risk altındadırlar.

Asit erozyonunun etkenleri ağız ortamında bakterilerin ürettikleri hariç tutularak, iç (intrinsik) ve dış (ekstrinsik) kaynaklı direkt asitlerin mine ve dentine yaptıkları mineral kayıplarıdır. Günümüzdeki beslenme alışkanlığının daha ziyade asitli koruyucular içeren hazır gıdalar ve içeceklerden oluşması bunda en büyük kaynağı oluşturmaktadır. Meyveler ve meyve suları, hazır gıdaların çoğunluğu, gazlı içecekler, fermente alkollü içeceklerin bazıları, turşu ve sirke yüksek oranda asit içerirler (Mandel 2005). Kişilerin beslenme alışkanlıklarında kökü değişiklikler yapmaları majör sağlık problemleri ile karşılaşanlar dışında pek olası gözükmemektedir. O nedenle yapılması gereken bazı ufak fakat etkili önlemler ile asit erozyonu riskini azaltmaktır.

Dişlerde hassasiyet, kamaşma veya renklerinde sarı-turuncu koyulaşmalar ile farkına varılabilir (tablo 5). Ancak bu evreler erozyonun ilerlemiş safhalarına denk gelebilir. Erken teşhis için rutin diş hekimi muayeneleri şarttır. Önlem alınmadığında ilerleyerek kalıcı hasarlara yol açmaktadır. Asit erozyonu tedavisi üç komponentten oluşmaktadır: 1-kişin evde yapacağı bakım (florlu diş macunu kullanımı) ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, 2-diş hekiminin uygulayacağı flor, 3-fazla aşınma durumunda yapılacak dolgu veya laminate veneer türü kaplamalar.

Tablo 5. Dental Erozyon için Tanı ProtokolüGenel Anamnez

• Aşırı kusma, besinleri ağızda tutma (geviş getirme)

• Obezite

• Gastroözofageal reflü hastalığı

• Reflü bulguları

• Sık antiasit kullanımı

• Alkolizm

• Sjögren’s sendromu (otoimmün hastalık)

• Baş-boyun radyasyon terapisi

• Ağız kuruluğu, göz kuruluğu

• Tükürük hipofonsiynuna sebep ilaç kullanımı

• Asidik ilaç kullanımı

• Kilo kaybı (anoreksiya)

Yeme alışkanlıkları

• Asidik yiyecek ve içecek tüketimsıklığı

• Yutma şekli (atıştırmak, yutmak, çiğnemek, öğütmek?)

 

Mesleki/Hobisel Anamnez

• Düzenli yüzücü mü?

• Şarap tadıcısı mı (amatör, enolog, degustatör, somalye)?

• Çevresel mesleki riskler?

 

Baş-boyun anamnezi

• hipertrofik massater (bruxism?)

• parotiste büyüme (otoimmün hastalıklar, anoreksiya, alkolizm)

• alkolizmim yüzdeki belirtileri:

-yüzde şişkinlik, ödematöz görüntü

-ciltte yaygın anjiomalar

 

Dental anamnez

• bruksizm (öğütme, sıkma)

-uyku arkadaşının gözlemlediği sesler?

-sabah kas ağrısı ve acı?

• Koruyucu plak kullanımı

Oral Hijyen Metodları

• Diş fırçalama yöntemi ve sıklığı

• Diş macunu tipi (abraziv mi?)

• Gargara kullanımı

• topikal florid kullanımı

 

Ağıziçi muayene

•Tükürük hipofonksiyonu belirtileri:

-Mukozal yangı

-Mukozal kuruluk

-salgı bezi kanallarından tükürük akamaması

•Parlak fasetler ve restorasyonlarda aşınma (bruksizm?)

•Diş aşınmasının lokalizasyonu ve derecesi (fotograf, model ve radyografilerle dokümantasyon)

 

Tükürük işlevlerinin değerlendirilmesi

•Akış oranı

•pH, yıkama kapasitesi (bilimsel çalışmalarda)

Mineral kaybına uğramış minenin (demineralize mine) tekrar mineralize olma (remineralizasyon) olasılığı vardır. Memelilerde bu süreç nefes alırken ağza giren karbon dioksit gazının çok az bir miktarının tükürükle temasta karbonik aside dönüşmesi, karbonik asidin tükürük içersindeki eriyik mineralleri iyonize hale getirmesi, mineral iyonlarının demineralize mineye bağlanmaları şeklinde gelişir. Bu süreç doğal beslenme ortamlarında yeterli olur. Ancak günümüz beslenme alışkanlıkları çok fazla asit alımı ile bu doğal demineralizasyon-remineralizasyon mekanizmasının yetersiz kalmasına yol açmaktadır. Öte yandan bu tekrar kazanım çok küçük kayıplar için geçerlidir. Geri dönüşü olan evre atlanıldıktan sonra oluşan, hacmi daha büyük mine kayıplarının doğal yollar ile telafisi mümkün değildir. Kısaca mine kayıpları çok küçük oranlarda iken doğal yollar ile telafi edilebilirler. Bu doğal sürece katkıda bulunmak için flor içeriği yüksek olan diş macunlarının kullanımı önerilmektedir. Zira karbondioksit-karbonik asit-serbest mineral mekanizmasının işlemesi normalde çok az miktarlarda gerçekleşmektedir. Tükürükteki serbest mineral miktarı floridli diş macunu ile zenginleştirilerek karbonik asidin etkiyeceği mineral oranı arttırılabilir ve bu suretle tekrar mine oluşumu sağlanabilir.

Asit erozyonuna karşı temel önlem risk faktörlerinin eliminasyonudur (tablo 6). Önlemler arasında öncelikle asitli besinlerin öğün aralarında tek başına tüketilmemesine dikkat edilmelidir. Örneğin iki öğün arası taze sıkılmış meyve suyu içilmemelidir. Asitli gıdalar ile birlikte asitli olmayanların da tüketilmesi önem kazanmaktadır. Böylelikle ağız ortamı asidikten bazik ortama dönüşebilir ve asitler ile alkali maddeler birbirlerini dengelerler. Alkali özelliği olan süt ve süt ürünleri öğün sonuna doğru tüketilirse daha önce yenmiş olan asidik gıdaların etkilerini nötralize ederler. Örneğin yemek sonunda peynir çeşitleri yenebilir.

Tablo 6. Dental Erozyon Risk FaktörleriSitrik meyve tüketimi (günde iki kereden fazla)

Hafif alkollü içecekler/kola-gazoz (haftada 4-6 kereden fazla)

Obezite

Bruxism

Yetersiz tükürük salgılanımı (0.1 mL/dk ve daha az)

Sporcu içecekleri (haftalık veya daha sık)

Elma sirkesi tüketimi (haftalık veya daha sık)

Kusmak (haftalık veya daha sık)

Aşırı atrizyon

Gastroözofageal reflü hastalığı

 

Kaynak: Jarvinen VK, Rytomaa II, and Heinonen OP. Risk factors in dental erosion. J Dent Res1991;70:942-947.

Besin seçimlerimiz arasına flordan zengin olan çay, deniz mahsülleri (özellikle sardalya), sakatatlar (karaciğer, böbrek), elma, ıspanak, ayçiçeği yağı, tahıllar, yumurta ve sütü öncelikli olarak katmamızda yarar vardır. Bu gıdaları tükettiğimizde ağızda çiğneme esnasında tükürüğe karışan serbest flor mineralleri remineralizasyon için faydalıdır.

Mineye asit etkidikten bir süre sonra tükürüğün yıkama etkisi ile asitler ortamdan uzaklaştırılırlar. Bu sebeple tükürük yıkamasına yardımcı olacak şekilde su ve mineral maden sularının içilmesinde fayda vardır.

Öğün sırasında alınan asitlerin etkisiyle bir kısım minede mineral kaybı olarak yumuşar. Bu nedenle yemekten hemen sonra diş fırçalamak yerine ağzın doğal ortamındaki minerallerin bu mineral kaybına uğramış bölgelere çökelmesi için zaman tanımamız gereklidir. Aksi takdirde hemen fırçalama yaptığımızda yumuşamış minenin erozyonuna katkıda bulunuruz. Yemeklerden en az bir saat sonra diş fırçalanmalı ve bu flordan zengin bir diş macunu eşliğinde gerçekleştirilmelidir.

Her öğün sonrası kuru bir diş fırçası ile, su ile ıslatmadan, florlu diş macunu uygulayarak, iki dakika süre ile diş ve dişeti birleşiminde oval-dairesel minik titreşim hareketleri ile uygulama yaptıktan sonra dişetinden dişe doğru (kırmızıdan beyaza) fırça ile süpürme hareketi yapılmalı, daha sonra mine yüzeyleri dairesel hareketler ile her yönden süpürülmelidir. Bu fırçalama işlemleri alt ve üst çenelerde, ön, yan ve arka dişler için eşit sürelerde uygulanmalıdır (modifiye Bass tekniği, Vogel 1975).

Sonuçta, dişlerin ağızda hizmet sürelerinin uzaması ile 90’lı yılların başlarından itibaren giderek daha sık olarak gözlemlenmekte olan asit erozyonuna karşı diş hekimlerinin ayırıcı tanıyı koyarak hastalarını korunma yöntemleri hakkında bilgilendirmeleri ve bireylerin beslenme ve ağız bakımı alışkanlıklarını bu yönde düzenlemeleri asit erozyonu etkilerini azaltmada yararlı olacaktır.

Doç.Dr.Tosun Tosun.

İ.Ü. Dişhekimliği Fakültesi (1984-89),

Padova Üniversitesi staj (1992-93),

İ.Ü. Oral İmplantoloji Anabilim dalında doktora (1990-97) ve Araştırma Görevlisi (1990-2002),

Doçent (2003).

Halen serbest hekimlik yapmaktadır.

Resim alt yazıları:

Resim 1. Farklı tipte aşınma şekillerinin gözlemlendiği bir olgu: Alt çene ön grup dişlerde insizal kenarlarda görülen atrizyon, 43 nolu kaninde atrizyonu takiben dentinde oluşan erozyona bağlı konkavite ve yine aynı dişte kole bölgesinde görülen abrazyon. Kanin kolesinde mine dokusunun varlığı erozyon ile ayırıcı tanıyı, kama şeklinde defekt olmaması abfraksiyon ile ayırıcı tanıyı, ek olarak madde kaybının sığ oluşu abrazyonu göstermektedir.

Resim 2. Üst santrallerde kole defektleri: 11 nolu diş kolesinde tipik kama defekti ile abfraksiyon; 21 nolu dişin kole bölgesinde yüzeyel, ondule, kaygan-pürüzsüz çukurlaşma erozyonu işaret etmekte; ayrıca her iki santralin insizal kenarlarında görülen transparans artışı ve dentin renginin alttan yansıması da erozyon varlığını göstermektedir.

Resim 3. Persiste süt azısının kolesinde görülen içbükey, geniş çukurlaşma abrazyonu işaret etmektedir. Kolede sulkuler mine dokusunun kalmaması, bukkalde minede incelme görülmemesi ve transparansta artış olmaması erozyon ile ayırıcı tanıyı, defektin yumuşak hatlı olması abfraksiyon ile ayırıcı tanıyı oluşturur.

Resim 4. İnsizal kenarlarda karşılıklı diş sürtünmesine bağlı atrizyon; 11 nolu santralin bukkal yüzeyinde erozyona bağlı mine incelmesi ve interproksimallerde transparans artışı, 21 nolu santralin kole bölgesinde mine dokusunu da apikale doğru aşındıran erozyon. 21’deki defektin subgingival devamı mekanik bir etkene bağlı olamayacağını gösterip abrazyon ile ayırıcı tanıyı oluşturur.

Resim 5. Sağ üst kesiciler ve kanin ile sağ alt premolarlerde görülen kole defektleri. Ortodontik tedavi sonrası diş pozisyonlarının değişimine bağlı olarak servikal stres konsantrasyonlarında meydana gelen farklılıklar hızla gelişen abfraksiyon defektlerini oluşturmuştur. Başlangıçta tipik sert hatları olan kama defektleri 6 yıllık takipte süre ilerledikçe fırçalama etkisi ile yumuşak hatlara dönüşmüşler ve abrazyongörüntüsü ortaya çıkmıştır. Mine dokusunda incelme ve tranparans artışı olmaması erozyon ile ayırıcı tanıyı oluşturmaktadır.

Resim6,7,8. Üst kaninlerde dişetlerinde servikal resesyon ve McColl bandları ile birlikte kolelerdeerozyon/abrazyon; alt-üst premolarlarda erozyon/abrazyon; üst santrallerde asit erozyonu etkisi ile transparans artışı görülmektedir.

Resim 9,10. Antagonist sürtünmesiyle oluşan atrizyon.

Kaynaklar

Black G V. A Work on Operative Dentistry in Two Volumes. Medico-dental Publishing Company 1908.

Hefferen J J. Proceedings of the Scientific Conference on methods for assessment of the cariogenic potential of foods. San Antonio, Texas Nov. 17-21, 1985. J Dent Res Sp issue 1986; 65: 1473-1544.

Curzon M E J, Hefferren JJ. Modern methods for assessing the cariogenic and erosive potential of foods.British Dent J 2001; 191: 41-46.

World Health Organization. The World Oral Health Report 2003: continuous improvement of oral health in the 21st century – the approach of the WHO Global Oral Health Programme. Geneva, WHO, 2003.

Petersen PE, Bourgeois D, Ogawa H, Estupinan-Day S, Ndiaye C. The global burden of oral disease and risks to oral health. Bulletin of the World Health Organization, 2005; 83: 661-669.

World Health Organization. Global consultation on oral health through fluoride. WHO in collaboration with the World Dental Federation and the International Association for Dental Research. Geneva, WHO, 17 November 2006.

Eccles JD, Jenkins WG. Dental erosion and diet. J Dent. 1974; 2:153-9.

Eccles JD. Dental erosion of nonindustrial origin. A clinical survey and classification. J Prosthet Dent 1979; 42:649–653.

Smith BG, Knight JK. An index for measuring the wear of teeth. Br Dent J 1984; 156: 435–438.

O’Sullivan EA. A new index for the measurement of erosion in children. Eur J Paediatr Dent 2000;2:69–74.

[My paper] Young A, Amaechi B, Dugmore C, Holbrook P, Nunn J, Schiffner U, Lussi A, Ganss C .Current erosion indices-flawed or valid? Summary. Clin Oral Investig 2008; 12:

Bartlett D, Ganss C, Lussi A. Basic Erosive Wear Examination (BEWE): a new scoring system for scientific and clinical needs. Clin Oral Investig 2008;12(Suppl 1): 65–68.

[My paperMandel L. Dental erosion due to wine consumption. J Am Dent Assoc 2005; 136: 71 – 75.

Ali DA, Brown RS, Rodriguez IO, Moody EL, Nasr MF. Dental erosion caused by silent gastroesophageal reflux disease. J Am Dent Assoc 2002; 133: 734 – 737.

Issing W J, Karkos P D. Atypical manifestations of gastro-oesophageal reflux J. R. Soc. Med 2003; 96: 477 – 480.

O’Brien M. Children’s Dental Health in the United Kingdom 1993. Office of Population Censuses and Surveys 1994. Her Majesty’s Stationery Office, London

Lussi A, Schaffner M, Hotz P, et al. Dental erosion in a population of Swiss adults. Community Dent Oral Epidemiol 1991;19:286-290.

Wiegand A, Müller J, Werner C, Attin T. Prevalence of erosive tooth wear and associated risk factors in 2–7-year-old German kindergarten children. Oral Diseases 2006;12:2, 117–124.

Vogel RI, Sullivan AJ, Pascuzzi JN, Deasy MJ. Evaluation of cleansing devices in the maintenance of interproximal gingival health. J Periodontol 1975;46:745-7.

ONLINE RANDEVU

Randevu tarihinizi belirleyin

Bizi Arayın 0212 224 5221